Reklam
tvTürk

“BURASI TÜRKİYE” LAFI BAHANE DEĞİL!

  • Genel
  • 12 Eylül 2019
  • 59 KEZ OKUNDU
Reklam

“Çocuklar, göremeyeceğimiz bir zamana gönderdiğimiz canlı mesajlardır. “

Eğitim reformcusu Neil Postman söylemiş, ne kadar kıymetli, ne kadar yerinde bir söz benim için. Keşke ülkemizdeki tüm eğitimciler, tüm aileler bu sözün kıymetini bilerek çocuklarına, çocuklarımıza yaklaşabilseler, yaklaşabilsek…

2019-2020 eğitim öğretim yılı çocuklarımıza, eğitimcilerimize ve biz ailelere hayırlı uğurlu olsun. Özellikle yeni nesile, Türkiyemizin gelişimi, geleceği için çok iş düşüyor. Bilinçli, öz saygılı, çalışkan, üreten, problemlere çözüm üreten, toplumsal bilinci yüksek mutlu bireyler yetiştirmek hepimizin boynunun borcu. BU BAKIŞ AÇISI ÇOK ÖNEMLİ!

PARA EĞİTİMDEN DAHA MI ÖNEMLİ?

Ekonomideki sıkıntılar, insanların huzurunu iyice bozdu. Meğer para çok şeymiş. Para uğruna insanlığımız, ahlakımız can çekişiyor. Bugün geldiğimiz noktada eğitim değil, para önemli. Eğitimliler para kazanamıyor ama çalışma hayatına erken atılanlar adeta sokaktan para süpürüyor. Eğitimin içeriğinin ne olduğu, hangi şekilde verildiği pek de önemli değil. Bu yıl açılan özel okul sayısına, okulların nerelerde açıldığına, fiziki şartlarına bir bakarsanız eğitimin mi, çocuklarımızın mı, kazanılan paranın mı önemli olduğunu görürsünüz.  Neden bu kadar çok eğitim sistemi değişiyor, neden bu kadar çok özel okullar açılıyor? Neden devlet okulundaki eğitimden kaçıyoruz? Hem parasızlıktan bahsedip hem de çocuklarımızı kreşten itibaren özel okullarda nasıl okutabiliyoruz?

SİYASİLER DE DAHİL KİMSE TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞMIYOR

Herkes kendi gemisini yürütmenin peşinde. Ama  nasıl? Tabiki lüks ve şatafat içinde. Bu ülkede kimse yaptığından, yaptığının yol açtığı hasardan mesul değil. Es kaza bir iyilik gelirse elinden, onun karşılığını kat be kat almak isteyen insanlar dolu. Reklamcı, yalancıktan iyilikseverler ile doldu taştı memleket.  Kendisine, ülkesine saygı duyan da omuzlarına ekstra yük alarak, sadece kendi yaşam alanını daraltıyor. Çünkü bu ülkede, kanunlar, uygulamalar da göreceli. Herkesin kendi hak ve hukuku var. Herkesin bir torpili var. Torpilsiz yola çıkılmıyor. Herkes en tepede, en ulaşılamaz. Bu kadar önemli, en önemli olmak için yukarılara bakanların başını aşağıya çevirip oradakileri görmesi de çok zor elbet. Kimse kimseyi tanımıyor. “Sen kimsin? naraları yankılanıyor dört bir yanımızda.

Meksikalıların isimlerinin uzunluğu hep dikkat çekicidir. Bu durum bize de sirayet etti. İki normal insan el sıkışarak tanışamaz günümüzde. Tanışmalar referanslar üzerine kurulacak gibi görünüyor.  Mesela: 17. Dönem miletvekili A’nin büyük oğlunun torununun, 57’nci Hükümet’in …bakanının arkadaşının süt kardeşinin kızı… sözleri ile el uzatıp, karşıdan da cevap beklenmesi an meselesi.

ARAP KÜLTÜRÜ PARADOKSU

Her gün, her saat, her yerde karşımıza çıkıyor Suriyeliler. Kural tanımıyorlar. Bir başka ülkede değiller, sanki kendi vatanlarındalar. Her yere girebiliyorlar. Çünkü paraları var. Esnaf, kendi vatandaşına bir ürün satamıyor ama Suriyeliler gönüllerince alışveriş yapabiliyor. Bu nedenle esnaf için Suriyeliler önemli müşteri.

Sigara yasağı geldi. Sigara kullanmayanlar için rahat nefes almak demekti bu güya. Ama aslında uygulama hiç de öyle olmadı. Kafeler, lokantalar bu yasağı delmenin yolunu buldu. İşletmeler gemilerini yürüttüler yani. Olan yine sigara kullanmayana oldu. Sigara kullanmayan vatandaş, Kendisine ne içerde ne de dışarda yer bulamadı.

Bu arada, sigara hafif kaldı nargilenin yanında. Her yer nargile kafeler ile doldu taştı. Araplar yadırgamadı bu durumu, hizmet onlar içindi zaten. Ama bizim insanımıza nargile hiç yakışmadı. Kendisi Arap olmayan, her seferinde onları eleştiren insanımız, meğer ne kadar Arap hayranı imiş. Tavırlar, yaşam, giyim, kültürel yaşam birden onlara benzemeye başladı. Kapalı hanımların giyimi, Hint ile Arap kültürü arasında bir havaya büründü. Evlenecek kızlarımızın kına geceleri Arap ve Fas düğün törenlerinin birer küçük kopyası haline geldi. Şikayet etmek, rahatsızlık duyulan bir durumu anlatırken biz de samimiyetsizliğin tanımı oldu. Yani yaşadıklarımız bir Arap Kültürü paradoksu.

Bu örnekleri, şikayetleri dile getirmek benim için çok kolay. Ama yukarıda yazdıklarım zaten ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı çok güzel özetliyor bana göre. Eğitim durumu, düzeyi, toplumsal bilinç, toplumsal çözülme ya da ulusalcılık, kültürel miras, a’naneler… Buradaki örnek başlıklarla istemediğiniz kadar istatistiki verilere ulaşabilirsiniz. Ulusal bilinç, ulusal çözülme yaşıyoruz ne yazık ki!

Peki ne yapalım biz? Başımızı yana eğip, “Burası Türkiye” deyip işin içinden sıyrılalım mı? Öyle bir lüksümüz yok. Çünkü “Burası Türkiye” lafı bir bahane değil.

Her ebeveynin birinci şartı bilinçli ve eğitimli bireyler yetiştirmek olmalı. Çocuklarımız dijital dünyada birer dünya vatandaşı olabilir ancak fiziki şartlarda bu ülkenin emanetçisi onlar. Geleceğin Türkiye’sini onlar yaşayacak.  Ve çocuklarımız bilmeliler ki, Ata’mızın emanetine sahip çıkmak şimdilerde bizim, sonrasında onların görevi.

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ